OĞUZ
ATAY-UNUTULAN
Orta yaşlı
bir kadının tavan arasına sıkışmış içsel bir hikayesi Oğuz Atay’ın Unutulan
hikayesi.
Hikayeyi tam
anlamıyla okumadan birkaç gün önce elime almış fakat nedendir bilinmez
sarmayacağı kanısına varıp, zorlama bir şekilde okumaya çalışmış ve nihayetinde
bir sayfa okuduktan sonra kenara bırakmıştım. Yine önyargılar… Ama o kadar
ilginç bir hikayeymiş ki kızdım kendi kendime. Bende bir iki cümle ile müthiş
bir merak uyandırdı, önce geçmişe yolculuk, sonrasında gelen ürperti, yoğun bir
duygusal çöküntü ve pufff! tekrar gerçek
dünyadayım.
Tavan
arasına sevgilisinin yardımı ile giren bir kadın. O dönem için eski kitapların
iyi para edeceği düşüncesi ile çıkmıştı kadın. Kim bilir neler vardı orda,
kimler vardı, ne anılar, ne sözler … Bunun merakıyla hikayeye ilgi duymaya
başladım. Önce kıyafetlerle başladı yolculuk, hala tam gelen ayakkabılar ve
baloda giyilen tuvalet. Küflü ve buruş buruş olmasına karşın giymek istemesi,
kadının içindeki geçmişle hesaplaşması anlamına geldi benim zihnimde. Sonra
tozlu fotoğraflar. Fotoğrafta kendisini
parmak ucuna aldığı tükrük ile temizleyen kadının geçmişteki hataları belki
çamurlaştırmıştı o suratı. Fotoğraflarla selam verilen anne ve baba ki ne yazık
ki yan yana bile konulamayan anıları. Olaylar bu şekilde ilerlerken hikayenin
kadının geçmişine bir fener ile ışık tutması gibi devam edeceğini düşünüyordum
ki devamında okuduğum cümleler beni dehşet içerisinde bıraktı.
O betimlenen
olağan bir tavan arası görüntüsü içerisinde, karanlıkta unutulmuş bir eski
sevgili… Şok oldum. Nasıl yani dedim rüyamı görüyor, yoksa psikolojik bir
rahatsızlığı mı var? Ama hayır gerçekten tavan arasında unutulan bir sevgili
var. Her şeyi ile en son bırakıldığı
gibi, kıyafetleri, sakalları… Fakat örümcekler ve böcekler ile birlikte ve
kafasındaki kurşun deliği ile farklılaşmış bir eski sevgili. Kadın adamı ilk
gördüğünde olağan tepkilerini veriyor ve sonrasında geçmişe daha da derin bir
yolculuğa başlıyor. Kadının bilinçaltında yıllarca unutmak isteyip de bir türlü
unutamadığı sevgili.
Bir kavga sonrasında ortadan kaybolan, tavan
arasına gittiği bilinen ama kadını unuttuğunu düşünülüp, kadın tarafından
unutulmaya çalışılan bir adam bu. . “Sonra onu bir süre görmek istemediğim
halde, onun orada olduğunu bildiğim halde, tavan arasında bir türlü çıkamadığım
halde onu düşündüğümü, onsuz yaşayamayacağımı biliyordu.”
Öykünün
sonuna doğru kadının yıllar sonra ölü sevgilisiyle ve geçmişiyle yüzleşmesine
tanıklık ediyoruz. Sürekli bir koşuşturma içerisinde olduklarından, alelacele
yaşamak zorunda kaldıklarından, birlikte hayattaki birçok şeyi ıskaladıklarına
-beraber fotoğraf çektirmek örneğin- şahit oluyoruz.
O kadar süre
orada olacağı düşüncesi kadını ve haliyle beni çok etkiledi. “Tavan arasında bu
kadar kalacağını da düşünemedim herhalde. Bir yolunu bulup gitmiştir diye
düşündüm”
Adam
gidememişti. Ve kadın zorlukla da olsa gerçek hayata dönmüştü ama adam
yapamamıştı bunu. Canına kıymıştı. Kadın kalbini yokladı kalbinden vurmuş
olsaydı biliyordu ki yaşayamazdı o da. Ama kafasında bir delik ve o delikten
yürüyen bir böcek. Adamın beynini yemişti belkide en son parçayı götürüyordu.
Kadının burada bir lafı var ki beni benden alan kırılma noktası da orası oldu
hikayede. “Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?” Bu soru ile birlikte
cevabının da olmadığı bir dünya kapanıyor, o esnadan sonra gerçek hayata
dönüyor kadın. Gerçek hayata ve başka bir sevgiliye. “ Hiç, kendi kendime
konuşuyordum” cümlesi ile içsel bir yolculuğun sonuna geliyoruz.
Müthiş bir kurmaca , farklı olması gerekirken
çok normal karşılanan bir dizi olay. Gerçekten çok etkilendim.







